Çerez tercihleriniz

Sitemizin çalışması için zorunlu çerezler kullanılır. Analitik ve reklam çerezleri yalnızca onayınızla etkinleştirilir. Tercihlerinizi dilediğiniz zaman değiştirebilirsiniz. Çerez politikası

Aramaya dön

Emsal Karar Arama · UYAP Emsal

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ :

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 03/12/2025
NUMARASI :

DAVACI :
VEKİLLERİ : Av. ..
DAVALI :
VEKİLLERİ : Av. ...
VEKİLİ :Av. ..
2-

BİRLEŞEN KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN
ESAS KARAR SAYILI DOSYASINDA :
DAVACI :
VEKİLLERİ : Av. ..

DAVALI :
VEKİLLERİ : Av. ..
DAVA : Maddi Ve Manevi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 26/06/2026
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 26/06/2026

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili 03/07/2023 tarihli dava dilekçesiyle; davalı sigorta şirketine genişletilmiş kasko poliçesi ile sigortalı ... plakalı aracın, 27/07/2022 tarihinde tek taraflı kaza yapması sonucu araç içerisinde yolcu olarak bulunan davacının kızı ...'nın vefat ettiğini, davacının kendisinin desteğinden yoksun kaldığını, kusurun dava dışı sürücüde bulunduğunu beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 500 TL. destek tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı sigorta şirketi, 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince dava şartının bulunmadığını, öncelikle ZMMS poliçe limitlerinin tüketilmesinin gerektiğini, temerrütün oluşmadığını, belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığını, ceza davasının sonucunun beklenilmesi gerektiğini beyan etmiş, davanın sürücü ... ve işleten ...'e ihbarını ve davanın esastan da reddini istemiştir.
Dava (asıl dava yönünden) ... ve ...'e ihbar edilmiştir.
İhbar olunanlardan ..., öncelikle hukuki yarar ve 2918 s. KTK.'nin 97. maddesi gereğince dava şartı yokluğu itirazlarında bulunmuş, davanın esastan da reddini istemiştir. İhbar olunanlardan ... duruşmalara katılmamış ve davaya beyanda bulunmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya . Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Davalı sigorta şirketine karşı açılan maddi ve manevi tazminat davası yönünden, özel kanun niteliğindeki 2918 s. KTK'nin 100/1. maddesi göndermesi ile 97. maddesi gereğince, davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olması ve bu durumda 6325 s. Kanunu'nun 18/A-18. maddesi gereğince, 18/A maddesindeki zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin sigorta şirketleri yönünden uygulanamayacak olması nedeniyle, arabuluculuk tutanağının zorunlu arabuluculuk tutanağı olarak hazırlanmasına rağmen, gerçekte ihtiyari arabuluculuk tutanağı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.
Her ne kadar 6100 s. HMK'nin 323. maddesine ve 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre de, ihtiyari arabuluculuk giderleri yargılama giderleri içerisinde gösterilmediğinden, bu arabuluculuk giderlerinden davacının sorumlu olduğu düşünülmüş ise de; sigorta şirketleri yönünden dava öncesi zorunlu arabuluculuğa başvurulmasının gerekip gerekmediği konusunda, uygulamada farklılıklar bulunduğundan ve bu nedenle davacının hem davalı sigorta şirketine ve hem de arabulucuya başvurması makul görüldüğünden, Mahkememizce ihtiyari sayılan ve kural olarak davacıya yükletilmesi gereken arabuluculuk giderlerinin, hakkaniyet ve adalet gereğince tacir olmayan davacı ile davalılardan sigorta şirketi arasında davanın kabul ve ret oranına göre dağıtılması gerektiği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile;
Davacının asıl (.. E. sayılı) davasının KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile 203.471,15 TL. destek zararına ilişkin maddi tazminatın, temerrüt tarihi olan 15/04/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Sigorta A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine,
Davacının birleşen (Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin .. E. sayılı) davasının KABULÜ ile 1.500.000 TL. manevi tazminatın, temerrüt tarihi olan 15/04/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı .... Sigorta A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine," şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki başvurunun dava şartı eksikliği sebebiyle usulden reddinin gerektiğini, sigorta şirketine yapılmış usule uygun bir başvurudan bahsedilemeyeceğinden davanın reddinin gerekmekte olduğunu, taraflarınca talep olunmaktayken usul yönünden itirazlarının dikkate alınmadığını, sıralı sorumluluk ilkesi uyarınca KZMMS limiti tüketilmeden aynı araca ait ihtiyati mali mesuliyet poliçesi teminatından maluliyet zararın karşılanmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğundan, huzurdaki iş bu davanın esastan reddi gerekmekteyken davanın kabulünün hatalı olduğunu, karara esas alınan hesap raporunda müteveffanın part tıme olarak çalışmaya devam edeceği varsayımla yapılan hesaplamanın farazi olup hatalı olduğunu, karara esas alınan kusur bilirkişi raporunda sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusur oranının taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, hükme esas alınan kusur bilirkişi raporunda Karayolları Genel Müdürlüğünden kaynaklanan yol kusuru ve teknik arıza hususlarının değerlendirilmediğini, bu nedenle dava konusu kazanın meydana gelmesinde etkili olabilecek tüm etkenlerin belirlenmesi gerekirken kusur yönünden eksik inceleme yapıldığını, dava konusu kazaya ilişkin ceza dosyası kapsamında davacının bir ödeme alıp almadığının tespitinin gerektiğini, somut olayda manevi tazminat talep edebilme şartları oluşmadığından, iş bu davanın reddinin gerektiğini, müterafik kusur itirazlarının değerlendirilmeksizin hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, aleyhe tazminata hükmedilecek olması durumunda faiz başlangıç tarihinin dava tarihi olarak esas alınmaktayken başvuru tarihi olarak esas alınmasının hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas, ... Karar sayılı ve 03/12/2025 tarihli kararının kaldırılarak müvekkil sigorta şirketi aleyhine ikame edilen davanın reddine, yargılama masraflarının ve vekalet ücretinin davacı yana yüklenmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; 27.07.2022 tarihi saat 04:45 sıralarında, mülkiyeti ...'e ait olan ... plaka sayılı aracın ...'in sevk ve idaresinde olduğunu, sürücü ... ... plaka sayılı araç ile ... Çevreyolu ... istikametinden .... istikametine doğru sağ şeritte seyir halinde iken direksiyon hakimiyetini kaybettiğini ve yolun gidişine göre sol tarafta bulunan yol platform dışı alana girerek savrulduğunu; sonrasında ters dönerek durduğunu, bu olay neticesinde tek araçlı ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen tek taraflı ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazasında ... plakalı araç sürücüsü ... asli ve tam kusurlu olduğunu, müteveffanın ikamet ettiği ülkenin gelir seviyesi üzerinden hüküm kurulması gerektiğini, müteveffanın, doktor asistanlığı bölümünü okumakta iken vefat ettiğini, dolayısıyla, hayatta kalsa idi alacağı ücretin asgari ücretten yukarıda olacağını, somut olayda müterafik kusur indirimi uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle Yerel Mahkemece maddi tazminat yönünden verilen kısmi kabul kısmi ret kararının hukuka aykırı olması nedeniyle kaldırılarak; davanın tamamının kabulüne karar verilmesini; vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece verilen karar, davacı ve davalı sigorta tarafından aşağıda incelenen yönlerden istinaf edilmiştir.
- Davalının kusura yönelik itirazında;
Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir.
Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir.
Birbirini teyit eden nitelikteki kaza tespit tutanağı ile gerek ceza soruşturmasında gerekse Mahkemece alınan kusur raporuna göre davalıya sigortalı aracın tamamen kusurlu olmasının delillere ve kazanın oluş şekline uygun bulunması nedeniyle buna yönelik itirazın reddine karar verilmiştir.
-Davalı Sigorta'nın davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı istinafı;
2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir.
Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri İMMS sigortası için de kıyasen uygulanacak biçimde sigortaya karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır.
6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır".
HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş,
2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir.
Davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı dava dilekçesine ekli belgelerden anlaşıldığından, buna yönelik istinaf itirazları yerinde değildir.
-Davacının, desteğin gelirine ilişkin itirazında;
Davacı vekili, davacının çocuğu olan desteğin Hollanda'da yaşadığını belirterek oranın asgari ücreti üzerinden hesap yapılması gerektiğini belirterek itirazda bulunmaktadır.
Destekten yoksunluk zararının hesabında müteveffanın gelirinin belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır.
Uyuşmazlık, yabancı ülke vatandaşı olan desteğin geliri esas alınırken hangi ülkedeki gelirinin esas alınacağı noktasında toplanmaktadır.
Türkiye'de ikamet eden yabancı uyruklu vatandaşlar, Türkiye'de resmi bir geliri yoksa ve emsal meslek olarak bir gelir ispatlama imkanı yoksa "Türkiye'de ikamet ettiği için Türkiye'nin asgari ücret dikkate alınması" gerekir; Türkiye'de ikamet etmeyen yabancı uyruklu vatandaşlar ise, yabancı ülkede resmi geliri varsa bu geliri ispat etmesi halinde bu geliri dikkate alınır, bu geliri ispat edemezse ikamet ettiği ülkenin Asgari ücreti araştırılarak bu ücret dikkate alınması gerekir.
Dosya kapsamında desteğin Hollanda'da ikamet edip etmediği yönünde yeterli bir araştırma, inceleme yapılmamış, part time marketteki ücretine göre Türkiye'deki ücretine oranlanmak suretiyle alınan aktüer raporu hükme esas alındığı anlaşılmakta olup, desteğin gelen konsolosluk yazı cevabına göre Hollanda vatandaşı olmadığı sabit olmakla birlikte orada devamlı ikametinin olup olmadığı dosya kapsamından belirli olmayıp davacı vekilinin beyanına göre 2004 yılından beri annesiyle Hollanda'da yaşadığı iddia edilmek suretiyle oranın asgari ücreti üzerinden asgari ücreti üzerinden hesap yapılması istenilmiş olmak, öte yandan desteğin Hollanda'da öğrenci olup part time markette çalıştığı da anlaşılmakla, bu kapsamda desteğin sözü edilen yabancı ülkede uzun süredir ikamet edip etmediği, dolayısıyla oranın asgari üzerinden hesap yapılması gerekip gerekmediği anlaşılamamaktadır. Eksik inceleme ile karar verilemez.
Buna göre desteğin gelirine ilişkin hesaplama yapılırken öncelikle sözü edilen yabancı ülkede uzun süredir ikamet edip etmediğin araştırılması gerekmektedir. Bu doğrultuda, desteğin Hollanda'da ikamet etmek amacı ile yerleşip yerleşmediği, yılın hangi zamanlarında orada kaldığı, ülkesine gidip gelme süreleri gibi hususlar araştırılarak öncelikle desteğin anılan yabancı ülkede ikamet edip etmediğinin belirlenmesi; orada ikamet ettiğinin anlaşılması halinde tazminat hesabında anılan yabancı ülkedeki geçerli asgari ücret miktarlarının esas alınması, orada ikamet etmediğinin, geçici olarak öğrenim amaçlı bulunduğunun anlaşılması halinde ise hükme esas alınan rapordaki gibi part time ücreti üzerinden yapılan hesabın gözetilmesi için kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.(Bkz. Aynı yönde emsal YARGITAY 4. Hukuk Dairesi 2021/3679 ESAS, 2021/4366 KARAR sayılı ilamı)
- Davalı sigorta vekilinin itirazının sorumluluğa dair itirazlarının incelenmesinde;
Yasa koyucu, trafik sigortacısı ve varsa ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı bakımından müştereken ve müteselsilen bir sorumluluk öngörmemiş, "sıralı bir sorumluluk" düzenlemiştir. Başka bir anlatımla, kişilerin uğradığı bedeni zararlar, taşımayı yapan aracın zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamında ise bu aracın ihtiyari mali mesuliyet sigortacısının sorumluluğu doğmayacak, bulunan ihtiyari mali mesuliyet sigortasının da sorumluluğu trafik sigortası teminat limitleri üzerinde kalan kısım için poliçede öngörülen teminat limitleri içinde ortaya çıkacaktır.
Davacıya ZMMS sigorta şirketi tarafından tazminat ödenmiş, davacının bu ödemeyi kabul ederek davalı sigorta şirketi hakkındaki davadan feragat etmiş bulunması halinde ise, davacı feragat beyanı poliçe limitiyle sınırlı olarak diğer müteselsil sorumlulara (davalı işletene de) sirayet edecektir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (HUAK) 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz" olmakla arabuluculuk faaliyeti sonunda imzalanan anlaşma belgesinin taraflar için bağlayıcı olacağı ve dava açma yasağı teşkil edeceği, arabuluculuk anlaşmasının usul hukukuna ilişkin bir sözleşme olduğu ve ilam gücünde ve doğrudan icra kabiliyetine sahip olup, oysa KTK'nın 111 inci maddesi kapsamında iptali mümkün olan anlaşmaların, özel hukuka ilişkin anlaşmalar olduğundan, arabuluculuk anlaşmalarının KTK'nın 111 hükmüne dayalı olarak özel hukuk sözleşmeleri gibi iptalinin mümkün olmadığı ortadadır.
(Bkz. Aynı yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/7258 Esas, 2023/12753 Karar; aynı dairenin 2022/13091 Esas, 2023/8747 Karar; 2022/17185 ; Esas, 2023/6227 Karar sayılı ilamları)
Tüm bu anlatılanlara göre somut olayda, dava açılmadan önce 05/06/2023 tarihinde Zorunlu arabuluculuk yoluyla davacı ile ZMMS'nın anlaşarak uzlaşma belgesi sureti sunulduğu görüldüğünden, davalı sigorta yönünden yapılan feragat nedeniyle alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarmasının yanında zorunlu arabuluculuk yukarıda belirtildiği gibi yapıldığı taraf için geçerli olmak üzere kesin hükmün neticelerini ortaya çıkaracağından, arabuluculuğun yapıldığı davalı sigorta şirketi borçtan kurtulmuş olup diğer müteselsil borçlular ise ancak teminat limitinin üzerinde kalan kısımdan sorumlu bulunacağından Mahkemece, dava dışı sigorta ile yapıldığı belirtilen arabuluculuk tarihindeki verilere göre hesap yapılarak trafik sigortası teminat limiti üzerinde kalan kısım yönünden davalı İMMS'nın sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir. (Bkz. aynı yönde Dairemizin 2024/1700-1358 Esas ve Karar sayılı ilamı)
- Davalının müterafik kusura yönelik itirazında;
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir.
Somut olayda, müteveffa destek yolcunun emniyet kemeri takmadığının ceza dosyasındaki tanık beyanları ile yine orada alınan ATK kusur raporu ve ceza dosyası kapsamı ile sabit olup araç dışına çıkmış bulunmasından anlaşıldığı, buna göre, tazminat miktarından yerleşik Yargıtay uygulamasına göre % 20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması usul ve yasaya uygun olup buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir.
- Davalının desteklik itirazında;
Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.
Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.
Borçlar Kanunu’nda sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.
Genel yaşam deneyimleri ve hayatın olağan akışı yetişkin bir insanın anne ve babasına her halükarda ve belirli bir düzeyde destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, sosyal ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun anne-babasına hiç destek olmayacağı kabul edilemez. Ölen çocuğun, gelecekte ana-babasına bakacağı yaşamın ve olayların normal akışı içinde beklenebiliyorsa, çocuk onlar için destektir.
Desteğin yardımının yalnızca para veya maddi katkı şeklinde bulunması zorunlu değildir. Çünkü, ölenin hizmet edebilme güç ve kabiliyeti de para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkan teşkil eder. Eylemli ve düzenli olarak yapılan hizmet edimleri ve yardımlar da bir kimsenin destek sayılması için yeterlidir. Evladın bayram günlerinde anne ve babaya ziyareti ve evde ailesine yardımcı olması, her türlü hastalık ve sair sıkıntılarında yardıma koşma görevi de maddi desteğin kapsamında değerlendirilmelidir. (Emsal Yargıtay 17 Hd nin 2015/4497 esas 2018/331 karar sayılı ilamı)
Buna göre somut olayda, tarafların nüfus kayıt örneklerine göre davacı baba ile müteveffa çocuk arasında farazi destek ilişkisi bulunması nedeniyle buna yönelik itirazın reddi gerekmiştir.
- Davalının faiz başlangıcına yönelik itirazlarında;
Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.
Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, "belirsiz alacak" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.
Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, "belirsiz alacak" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava/temerrüt) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir.
Buna göre, mahkemenin gerekçeli kararında da belirtildiği ve dosya kapsamından da görüldüğü üzere davacı tarafın davalı sigortaya 11/04/2023 tarihinde başvurduğu, 14/04/2023'te de tebliğ edildiğine göre yukarıda belirtilen sekiz günlük süre de gözetilerek faiz tarihi belirlenmesi yerine tebliğ tarihinin esas alınması hatalı olup buna yönelik itirazın bu kapsamda kabulü gerekmiştir.
- Davalının manevi tazminata yönelik itirazında ise;
6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.
Yukarıdaki düzenleme ve ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; olayın gerçekleşme biçimi, yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, trafik kazasında oluşan vefat ve davacının müteveffa ile yakınlık durumu, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumlarına ve olayın oluş şekli dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğu görüldüğünden, daha az manevi tazminata hükmedilmesi gerekmesi nedeniyle davalının buna ilişkin itirazının kabulü ile kararın bu sebeple de kaldırılması gerekmiştir.
Anlatılan sebep ve gerekçelerle, tüm dosya kapsamı ve davanın niteliği nazara alınarak davacı ve davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK m.353/1-a-6 uyarınca kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf eden taraflarca yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harcının talep halinde yatıranlara iadesine,
4-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.26/06/2026



Başkan

e-imzalı

Üye

e-imzalı

Üye

e-imzalı

Katip

e-imzalı



Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.





Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye değildir.