T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ:17/07/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
ARA KARAR TARİHİ:22/05/2026
TALEBİN KONUSU:İhtiyati Tedbir
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:17/07/2026
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkilinin babası muris ...'in 17/02/2025 tarihinde vefat ettiğini, murisin yasal mirasçılarının; eşi ... ile çocukları ..., ... ve müvekkili ... olduğunu, murisin noterlikçe düzenlenen vasiyetnamesi ile tüm malvarlığını eşi ve çocukları arasında paylaştırdığını ve müvekkili lehine 1/6 oran öngördüğünü, anılan vasiyetnamenin mahkemece açılıp okunarak kesinleştiğini, murisin malvarlığında yer alan davalı şirket paylarından müvekkiline düşen payın intikalinin sağlanması amacıyla davalı şirkete ihtarname keşide edildiğini ancak sonuç alınamadığını, arabuluculuk sürecinin de anlaşamama ile sonuçlandığını, murisin vasiyetname ile belirlediği iradesine rağmen davalıların pay defterine kayıt işlemini gerçekleştirmeyerek müvekkilinin pay sahipliği sıfatını ve buna bağlı haklarını kullanmasını engellediklerini, şirket paylarının yönetimi üzerinde diğer davalıların belirleyici konumda olduğunu belirterek, müvekkili lehine vasiyet edilen pay oranının tespit edilmesini, davalı şirket pay defterine müvekkili adına kayıt yapılmasını, dava konusu paylar üzerinde üçüncü kişilere devri önleyecek şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama neticesinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN 29/04/2026 TARİH ... NOLU TENSİP ARA KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince;"... Dava değeri olan 77.649.979,10 TL'nin %15'i üzerinden hesap edilen 11.647.496,86 TL nakdi teminatın mahkememiz veznesine depo edilmesi veyahut kesin ve süresiz teminat mektubu ibraz edilmesi karşılığında; murise ait paylardan vasiyetname uyarınca davacı lehine düşen %4,45 kısmı etkileyebilecek şekilde devrin/temlikin önlenmesi için pay defterinde ihtilaf şerhi konulması şeklinde ihtiyati tedbir konulmasına, teminat yatırıldığında tedbir kararının yerine getirilmesi için Antalya Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne yazı yazılmasına ve davalı şirkete tebliğine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 393/1. maddesi gereğince, ihtiyati tedbire ilişkin bu kararın tebliğ tarihinden itibaren 1 haftalık kesin süre içerisinde teminatın yatırılmaması halinde, tedbir isteyen tarafın tedbir talebinden kendiliğinden vazgeçmiş sayılmasına" karar verilmiştir.
DAVALILARIN İTİRAZLARININ ÖZETİ:
Davalı gerçek kişiler vekili, hukuki niteliği, taraf yapısı ve ileri sürülen talep itibarıyla henüz esastan incelenebilir olgunluğa ulaşmamış olup, bu haliyle geçici hukuki koruma tedbirlerine konu edilebilecek nitelikte olmadığını, davacının ileri sürdüğü hakların kapsamı ve mevcut olup olmadığı dahi belirlenmemişken, bu hakların korunmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hukuki dayanak taşımadığını, miras paylaşımı gerçekleştirilmeden açılan davanın mevsimsiz olması ve davacının korunabilir ve belirli bir hakkının bulunmaması karşısında verilen ihtiyati tedbir kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dilekçesinde açıkça ifade edildiği üzere, davacı yan vasiyet alacaklısı olarak nitelendirilmiş ve dava, davacı lehine vasiyet edilen pay oranının tespit edilmesi ve davalı şirket pay defterine davacı adına kaydın yapılmasının sağlanması talebiyle açtığını, oysa somut olayda gerek davacı gerekse müvekkillerinin, dava dilekçesinde ileri sürülenin aksine belirli mal vasiyetinin lehtarı olan vasiyet alacaklıları değil; mirasçı atama niteliğindeki tasarruf kapsamında terekeye külli halef sıfatıyla iştirak eden mirasçılar konumunda olduklarını, zira vasiyetname incelendiğinde, murisin herhangi bir mirasçıya belirli bir mal veya hakkı vasiyet ettiği değil, yasal mirasçıların paylarını oransal olarak belirlediğini, Türk Medeni Kanunu'nun “Bir kişinin, mirasın tamamını veya belli bir oranını almasını içeren her tasarruf, mirasçı atanması sayılır.” şeklindeki 516/2. maddesi karşısında bunun hukuken bir mirasçı atama niteliğinde olduğunu, TMK'nın 646/1 maddesi ise; “Yasal mirasçılar, gerek kendi aralarında, gerek atanmış mirasçılarla birlikte mirası aynı kurallara göre paylaşırlar.” hükmünü amir olup, bu düzenleme atanmış mirasçının miras ortaklığına dahil olduğu ve yasal mirasçılarla elbirliği mülkiyeti içinde yer aldığı anlamına geldiğini, dolayısıyla somut olayda yasal mirasçı ve atanmış mirasçı sıfatı birleşmekte ve bu otomatik olarak tek bir sonuç ortaya çıkardığını, mirasın açılmasıyla birlikte tereke, paylaşım gerçekleşinceye kadar mirasçılar arasında elbirliği mülkiyetine tabidir ve paylaşım gerçekleşmeden mirasçılardan hiçbirinin terekeye dahil belirli bir mal veya hak üzerinde bağımsız ve münferit tasarruf yetkisi ya da doğrudan ve münferit bir ayni hakkı bulunmadığını, bu hakkın elde edilebilmesi için ise diğer mirasçılarla anlaşma yoluna giderek veya mahkemeden paylaştırma talep ederek terekenin paylaştırılmasının sağlanması gerektiğini, davacı yan henüz böyle bir paylaşım gerçekleşmemiş ve esasen TMK'nın 559. maddesinde vasiyetnamenin iptali için öngörülen süre dahi dolmamışken, tereke kapsamındaki murise ait şirket payları üzerinde hak sahipliği iddia ettiğini, oysa davacının talep ettiği payın kapsamı ve kime ne şekilde özgüleneceği hususu ancak miras ortaklığının sona erdirilmesi ve terekenin paylaşılması sonrasında belirlenebilecek nitelikte olduğunu, bu nedenle mevcut aşamada davacının korunmaya değer, belirli ve münferit bir hakkından söz edilmesinin mümkün olmadığını, somut uyuşmazlıkta işbu dava ile elde edilmeye çalışılan sonucun - yani henüz vasiyetname kesinleşmeksizin ve mirasçılar arasında taksim yapılmaksızın şirket yönetim kurulunca vasiyetname uyarınca pay sahipliği belirlenmesine ve pay defterine işlenmesine karar verilmesinin - TTK'nın 391. maddesine aykırı olacağının Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile sabit olduğunu, Yargıtay istikrarla, vasiyetname kesinleşmeden ve mirasçılar arasında paylaşım yapılmadan mirasçının payının pay defterine işlenmesine yönelik yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunu, esasen davanın mevcut haliyle mevsimsiz olarak açılmış olması, uyuşmazlığın hukuki niteliğinin doğru şekilde belirlenmesini ve dolayısıyla görevli mahkemenin tayinini de güçleştirdiğini, zira dava, açıldığı haliyle ne doğrudan diğer davalı şirket nezdinde ileri sürülebilecek bir talep niteliği taşımakta ne de henüz paylaşım aşamasına gelmiş bir tereke üzerinde ileri sürüldüğünü, bu haliyle davanın hukuki dayanağının bulunmadığının açık olduğunu beyan ederek, davanın reddine, dolayısıyla buna bağlı olarak verilen ihtiyati tedbir kararının da kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... şirket vekili, huzurdaki davanın yetkili ve görevli mahkemede açılmadığını, davanın görevsiz ve yetkisiz mahkemede açılmış olması, ihtiyati tedbir kararının kaldırılması sonucunu doğuran bir durum olduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 390/1 maddesi uyarınca; "İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir." hükmü amir olduğunu, Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkeme olmadığından, verilen tedbir kararının da hukuka uygun olmadığını, davaya bakmaya, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin yetkili ve görevli olduğunu, şöyle ki davanın temeli mirasçılık ilişkisine ve vasiyetnameye dayalı hak iddiası olup, davanın davacının murisinin son ikametinin bulunduğu İstanbul ilinde ve yine davacı tarafın taleplerinin vasiyetnameden kaynaklı olması ve ticari dava niteliği taşımadığı dikkate alındığında, Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin görev alanına girdiğini, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için HMK'nın 389. maddesi uyarınca tedbir kararı verilebilmesi bakımından bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya ciddi bir zararın doğması endişesinin bulunması şartı aranmadığını, yine HMK'nın 390/3. maddesi gereği talep eden tarafın, haklılığını "yaklaşık olarak ispat" etmek zorunda olduğunu, ciddi zarar endişesinin ve yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediğini, iddia ve beyanların somutlaştırılmadığından ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN 22/05/2026 TARİHLİ ARA KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince;"...Davacının talebi talep kısmında açıkça muris ...'in sağlığında Üsküdar 30. Noterliği’nin 23/12/2021 tarih ve ... yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetnamesi ile; tüm malvarlığını eşi ve çocukları arasında paylaştırma iradesini ile davacıya tahsis ettiği davalı şirketteki 1/6 hissesinin vasiyetname uyarınca davacı lehine düşen 1/6 oranındaki kısmın davacıya ait olduğunun tespit ve tescili ile vasiyetnamenin tenfizini talep etmiştir. TMK'nın 576. maddesi; "Miras, malvarlığının tamamı için miras bırakanın yerleşim yerinde açılır. Miras bırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu yerleşim yeri mahkemesinde görülür." düzenlemesini içermektedir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin ... K. ... T. 3.3.2025 sayılı kararında da belirtildiği üzere, mirastan doğan davalarda ölen kişinin son yerleşim yeri mahkemesinin kesin yetkili mahkeme olarak düzenlendiği, miras hukukuna ilişkin bu düzenlemelerin, taşınmazların aynına ilişkin davaların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görüleceğine ilişkin kesin yetki kuralının bir istisnası mahiyetinde olması da dikkate alınarak murisin son ikametgahı İstanbul ili Üsküdar ilçesi olmakla mahkememizin yetkili olmadığı anlaşıldığından itirazın kabulüne, Mahkememizce 29/04/2026 tarihli tensip ... nolu ara karar uyarınca yetkiye ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle verilen tedbirin kaldırılmasına" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin davayı vasiyetnamenin tenfizi gibi nitelendirmesinin hatalı olduğunu, davalı şirketin pay defterine kayıt isteminde bulunmaları nedeniyle, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinin görevli ve yetkili olduğunu, ihtiyati tedbirin şartlarının somut olayda oluştuğunu, yargılama devam ederken 3. kişilere payın devri veya pay yapısının değiştirilmesinin, müvekkilinin hakkını etkisiz kılacak işlemlerin yapılmasının, verilecek kararın uygulanmasını ciddi şekilde güçleştireceğini, ilk derece mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının, teminat yatırılması için verilen süreden önce yetki nedeniyle kaldırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
İstinafa konu karar; ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin 22/05/2026 tarihli ara karardır.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
HMK'nın 14/2. maddesi; "Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir." şeklinde düzenlenmiştir.
Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır. Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Bu bağlamda çıplak pay alacağın temliki hükümlerine göre devredilebilir. Temlik ile çıplak pay devralana geçer. Taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir.
TTK'nın 494/2. maddesinde, şirket paylarının miras yoluyla intikali halinde mirasçıların, payların mülkiyetini derhal kazanacağı hükme bağlanmış olmakla birlikte, mirasçıların hangi mülkiyet şekline göre payları iktisap edeceği düzenlenmemiştir. Mirasın intikali TMK'nın miras hükümlerine tabi olup mirasçıların terekeye dahil mallar üzerinde el birliği şeklinde mülkiyet hakkına sahip olduklarına dair kural, anonim şirket hisseleri bakımından da geçerlidir. Esasen mirasçıların, terekeye dahil malları, mirasın açılmasıyla birlikte derhal iktisap edecekleri TMK'nın 599/2. maddesi gereğidir. Ancak mülkiyetin elbirliği şeklinde olacağı aynı Kanun'un 640/2. maddesinde hükme bağlanmıştır. Bu genel kurallardan, terekede yer alan bir şirket hissesi bakımından ayrılmayı gerektiren özel bir durum yoktur.
4721 sayılı TMK'nın 599. maddesi uyarınca miras, murisin ölümü ile bir bütün olarak mirasçılarına geçeceği,
4721 sayılı TMK'nın 640. maddesinde, birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliği ile sahip olacakları ve sözleşme veya kanundan doğan temsil yada yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri, mirasçılardan birinin istemi üzerine Sulh Hukuk Mahkemesi'nin miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabileceği,
4721 sayılı TMK'nın 644. maddesinde, bir mirasçının, terekeye dahil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde bulunduğu takdirde sulh hakiminin, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirleyeceği süre içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet edeceği, elbirliği mülkiyetinin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu mal üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verileceği,
4721 sayılı TMK 688. maddesinde, paylı mülkiyette birden çok kimsenin, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla malik olacakları, paylı mülkiyette paydaşlardan her birinin kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olacağı, payını devredilebileceği, rehnedilebileceği ve alacaklılar tarafından haczettirilebileceği,
4721 sayılı TMK'nın 701. maddesinde, kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyetinin elbirliği mülkiyeti olduğu,
4721 sayılı 702. maddesinde, ortakların hakları ve yükümlülüklerinin, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirleneceği, Kanun'da veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekeceği, sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamayacağı ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamayacağı, ortaklardan her birinin, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği, bu korumadan bütün ortakların yararlanacağı hükümleri yer almaktadır.
Yargılama süresince tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip bulunmaları usul hukukunun temel ilkelerindendir ve dava şartıdır (6100 sayılı HMK m.114/1-d). 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 640. maddesine göre birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri ve 4721 sayılı Kanun’un 702/1. maddesinde ise elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkının, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğu düzenlenmiştir. Anılan hükümlere göre miras ortaklığı mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, tereke payları ayrılmaksızın ortaklığa dahil olan mirasçılara aittir. Tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece, mirasçıların somut ve bağımsız payları mevcut değildir. Elbirliği halindeki mülkiyet kuralları gereğince miras ortaklığının tümüne ilişkin davaların bütün mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekmektedir. Mirasçının 4271 sayılı Kanun'un 640. maddesi uyarınca kendi payına hasren dava açmasının mümkün olmadığından tereke temsilcisi tayinine gerek bulunmamaktadır.
Somut olayda; davacı, murisi babası ...'in bıraktığı vasiyetname gereğince kendisine intikal edecek şirket hissesinin pay defterine tescili için eldeki davayı açmıştır.
İlk derece mahkemesince, davacının talebinin pay defterine kayıt olduğu hususu, bu nedenle HMK'nın 14/2. maddesi gereğince davalı şirketin şirket merkezinin Antalya olması nedeniyle Antalya Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin görevli ve yetkili olduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile yetkisizlik kararı verilmesi hatalı olmuş olup, davacı vekilinin istinaf talebinin bu yönden kabulü gerekmiştir.
Ancak, yukarıda içeriği aktarılan yasal mevzuat uyarınca davacının miras bırakan şirket hissedarı babasından intikal edecek şirket hissesinin vasiyetname gereğince adını tescilini talep ettiği davada, davalı anonim şirketin TTK'nın 494/2. maddesi gereğince, şirket paylarının miras yoluyla intikali halinde mirasçıların, payların mülkiyetini derhal kazanacağı gözetilerek, TTK gereğince miras yoluyla intikal edecek hisse üzerinde davacının tedbir talebine konu olacak şekilde tasarruf yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle davalının bu tedbiri talep etmekte hukuki yararı olmadığı, tedbir kararı verilmesi halinde şirketler hukuku anlamında farklı hukuki sorunların doğacağı hususu da gözetilerek, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddi ile davalının ihtiyati tedbire itirazının kabulü gerekirken, yanılgılı hukuki değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş olup, davacı vekilinin istinaf talebinin gerekçe yönünden kabulü gerekmiştir.
Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle; ilk derece mahkemesinin 22/05/2026 tarihli ara kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak suretiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜYLE; yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince düzelterek esas hakkında yeniden karar verilmek üzere Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas, 22/05/2026 tarihli ARA KARARININ KALDIRILMASINA,
2-İlk derece mahkemesinin 29/04/2026 tarihli 24 nolu tensip ara kararı uyarınca verilen İHTİYATİ TEDBİRİN KALDIRILMASINA,
a-Tedbirin kaldırılmasına ilişkin müteakip işlemlerin ilk derece mahkemesince YERİNE GETİRİLMESİNE,
3-İstinaf incelemesi yönünden;
a-Davacının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan 732,00 TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya İADESİNE,
b-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonucunda dikkate ALINMASINA,
c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
d-İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
4-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.
...
Emsal Karar Arama
UYAP Emsal, T. 17.07.2026
Emsal Karar Arama · UYAP Emsal
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye değildir.