Çerez tercihleriniz

Sitemizin çalışması için zorunlu çerezler kullanılır. Analitik ve reklam çerezleri yalnızca onayınızla etkinleştirilir. Tercihlerinizi dilediğiniz zaman değiştirebilirsiniz. Çerez politikası

Aramaya dön

Emsal Karar Arama · UYAP Emsal

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ...
KARAR NO : ...
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ..... (...)
ÜYE : ..... (...)
ÜYE : ..... (...)
KATİP : ..... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/06/2025
NUMARASI : ... Esas- ... Karar
İSTİNAF EDEN DAVACI : ........
VEKİLLERİ : Av..... Av.....
İSTİNAF EDEN
DAVALILAR : 1-......
2-........
VEKİLİ : Av.....
: 3-........
VEKİLİ : Av.....
DAVA : Tapu İptali ve Tescil/Alacak
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 02/09/2026
YAZIM TARİHİ : 02/09/2026
Taraflar arasında görülen davada Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas -... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili ile davalılar ........ ve ........ . vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
DAVA: Davacı vekili, müvekkilinin davalı ........'nin kurucusu ve hissedarı olduğunu, müvekkilinin oğlu olan ........' ın 02/04/2021 tarihinde vefat ettiğini, şirketlerde kayıtlı hisselerinin oğlunun mirasçıları ........, ........ ve ........' a intikal ettiğini, mirasçıların şirkette ortak konuma geldiklerini ve çocuklara da kayyım atandığını, şirketin müdürü olan ........' ın görevini kötüye kullanarak herhangi bir genel kurul kararı almaksızın ve diğer iki hissedarların hisselerini yönetmekte olan kayyıma bilgi vermeksizin tek başına yaptığı işlemler ile şirketin aktif malvarlığını gerçek değerinden düşük bir bedele satmak suretiyle şirkete zarar verdiğini, davalılardan ........' ın haricen öğrendikleri kadarıyla şirketin taşınmazlarını satışa çıkardığını, şirketin önemli miktarda malvarlığını oluşturan taşınmazlarının genel kurul kararı olmaksızın satıldığının tespit edildiğini, müvekkilinin bir kısım hisselerini inançlı işleme dayalı olarak müteveffa ........' a devrettiğini, hisselerin iadesi için müvekkili tarafından açılan Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında görülen davanın derdest olduğunu, şirkete ait iki katlı ahşap dubleks iş yerinin satışının önlenmesi için Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... D. İş sayılı dosyası ile tedbir kararı alındığını, yapılan istinaf incelemesi neticesinde mahkemece verilen tedbir kararının kaldırıldığını, tedbir kararının kaldırılmasının Meram İlçesi, ........ Mahallesi, ........ ada, ... parselde yer alan iki katlı ahşap dubleks iş yeri ve arsasının davalı ........ tarafından piyasasının altında 7.150.000,00 TL'ne diğer davalı olan ........'ne satıldığını, bu durumun davalının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu ayrıca, davalı ........' ın şirkete ait Kayseri İlinde bulunan taşınmazı 1.648.148,15 TL bedel ile dava dışı şirkete sattığını, taşınmazı alan dava dışı şirket tarafından ise, alım tarihinden iki gün sonra 4.500.000,00 TL bedelle yeniden satışa sunulduğunu, genel kurul kararı olmaksızın taşınmazın gerçek bedelinden oldukça altında bir rakama üçüncü kişiye satıldığını, görüldüğü üzere davalı ........' in davalı şirketin piyasa değerleri toplamı 20.000.000,00 TL olan iki taşınmazını genel kurul onayı olmaksızın piyasa değerinin kat ve kat altında satarak şirketi zarara uğrattığını ayrıca, davalı ........'in şirkete ait olan Selçuklu ilçesi, ........ Mahallesi, ... ada ... parselde kayıtlı taşınmazı şirketin eski genel müdürü olan ........' in eşi ........'e bedelsiz olarak devrettiğini, bu satış neticesinde şirket kasasına para girişi olmayışının şirketin içinin fiilen boşaltıldığını gösterdiğini, davalı ........ tarafından yapılan satış işlemlerinin mutlak butlanla batıl olduğunu, zira şirket adına kayıtlı taşınmazların genel kurul kararı alınmaksızın satışının yapıldığını, bunun yanı sıra davalı ........'in yaptığı satış işlemlerinin muvazaalı olduğunu, ........ hakkında Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasıyla yöneticinin sorumluluğu ve Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasıyla müdürlükten azil davalarının ikame edildiğini, davalar kapsamında şirkete ait Konya'da bulunan 5 taşınmaza ilişkin devri önleyici ihtiyati tedbir kararları verildiğini, ........' ın şirketin önemli değerde malvarlıklarını gerçek değerini satış göstermek suretiyle bağışlamadığını, davalılar ........ ve ........ arasında gerçek bir satış ilişkisi söz konusu olmayıp, ........'ın şirket malvarlıklarını şirketin dışına çıkartarak müvekkilini zarara uğratmak istediğini, taşınmaz satışının muvazaalı olması nedeniyle şirkete iadesi ve tekrardan şirket adına tescilinin gerektiğini, dava açılmadan önce davalı ........'ne devredilen taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulması için Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... D. İş sayılı dosyası üzerinden talepte bulunulduğunu ve talebin kabul gördüğünü ileri sürerek, Konya İli, Meram İlçesi, ........ Mahallesi, ........ ada, ... parselde yer alan 2 katlı ahşap dubleks işyeri ve arsası üzerine konulan ihtiyati tedbir kararının yargılama sonuna kadar devamına, sözü geçen taşınmazın tapu kaydının iptaline ve taşınmazın ........ adına tesciline, taleplerinin kabul edilmemesi halinde, davalı ........ Şirketi ile diğer davalı ........ arasındaki satış işlemi mutlak muvazaaya dayandığından her halükarda tapu kaydının iptaline ve taşınmazın ........ adına tesciline, bu taleplerinin de kabul görmemesi halinde taraflar arasındaki satış işlemi nisbi (bedelde) muvazaaya dayandığından gerçek satış bedelinin tespiti ile gerçek satış bedelinin davalılar ........ ve ........'nden müştereken ve müteselsilen tahsili ile ........'ne ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı ........ ve ........ vekili, davacının dava tarihi itibariyle yalnızca şirketin hissedarı olduğunu, tapu iptali ve tescil talebini ileri sürme hususunda herhangi bir hak ve yetkisinin bulunmadığını, bu nedenle davacının müvekkili şirkete yöneltebileceği herhangi bir husumetin bulunmadığını, davacı tarafın davaya konu ettiği gayrimenkulün satış bedelinin yani harca esas değerin 7.150.000,00 TL olduğunu, bu durumun dava dilekçesinde ikrar ve beyan edildiğini, davacının izah edilen eksik harç ödememesi nedeniyle yargılama işlemlerine devam edilemeyeceğinin izahtan vareste olduğunu, davacı tarafından davadan önce zorunlu arabuluculuğa başvuru yapılmaması nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, taşınmazın gerçek piyasa değeri ile satıldığını, satış bedelinin tamamının müvekkili şirketin banka hesabına gönderildiğini, davacı ve şirketin herhangi bir zarara uğratılmadığını, davacının müvekkili şirketin taşınmazlarının değerinin altında bedellerle satıldığı yönündeki iddiasının gerçek dışı olduğunu, davanın bu yönüyle reddedilmesi gerektiğini, taşınmazın satış bedelinin davalı müvekkili şirketin banka kredi limitlerini boşaltmak için kredi borçlarına ödendiğini, kredi limitleri sayesinde müvekkili şirketin .........' nin talep ettiği teminat mektubunu alarak .........' ye teslim ettiğini, davacının oğlunun vefatından sonra şirketi torunları ve davalı gelininden almak için her türlü eylemi gerçekleştirdiğini, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... D. İş sayılı dosyasından verilen ihtiyati tedbir kararına yaptıkları itirazların haksız ve hukuka aykırı şekilde reddedilmesi üzerine istinaf mahkemesince, mahkemece verilmiş olan tedbir kararının itirazları nedeniyle ortadan kaldırıldığını, davacı tarafından Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket yöneticisinin tazminat sorumluluğu ile ilgili redde mahkum dava dosyasına taraflarınca sunulan dilekçeyi aynen tekrar ettiklerini, davalı ........'ın özenli ve fedakar bir yönetici sıfatına haiz olduğunu, şirkete zarar vermediğini, aksine şahsi paralarını dahi şirkete aktararak şirketin menfaatlerini gözettiğini, müvekkili şirketin toplam kredi riskinin 62.568.663,00 TL olduğunu, müvekkili ........' ın 20.879.776,00 TL + KDV nin şirkete ödenmesi konusunda ......... ile 5 yıl süreli kira anlaşması sağladığını, müvekkili şirketin limited şirket olduğunu, TTK'nın m 408/2.f nin tatbikinin mümkün olmadığını ayrıca, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışının da söz konusu olmadığını, Kayseri ilindeki taşınmazın davalı müvekkili şirketin ihtiyacı için hissedarların menfaatleri gözetilerek değerinde satıldığını ayrıca, işbu yargılamaya konu olmaması halinde bu taşınmaza ilişkin ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacının müvekkili ........'a ve şirket çalışanlarına yönelik baskı, tehdit, iftira ve korkutmalarından dolayı şirket merkez adresinin değiştirilme kararı alındığını, yeni adreste tadilat yapıldığı esnada bile davacının oraya gelerek tehdit ve baskılarına devam ettiğini, taraflar arasında soruşturma ve kovuşturma dosyalarının mevcut olduğunu, davacının şirketin içini boşaltmaya çalıştığını, şirkete ve diğer hissedarlara zarar vermek istediğini, bunun için farklı farklı yöntemlere başvurduğunu ve halen başvurmaya devam ettiğini savunarak, davanın öncelikle husumet, taraf sıfatı, hukuki yarar,dava şartı yokluğu, harç, zamanaşımı ve hak düşürücü süreye yönelik itirazları dikkate alınarak usulden, aksi halde esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ........ vekili, davacının aktif husumet ehliyeti olmadığından husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi, bir kısım talepleri yönünden de zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılması gerektiğini, müvekkili şirketin iştigal ettiği alanın genel itibari ile müteahhitlik ve emlak işleri olduğunu, davacının aile şirketinin hissedarı olup, diğer davalılar ile şirket yönetimi yönünden aralarında husumet çıktığının açık olduğunu ancak, tedbir kararına ve açılan davaya kadar müvekkilinin davacı ile diğer davalının şirket iç çekişmesinden haberi bulunmadığını, müvekkili şirket ile diğer davalı şirketin bu taşınmaz satışına kadar hiçbir ilişkisinin bulunmadığını, müvekkili şirketin iştigal ettiği alanda ticari amaçla birçok taşınmaz alıp sattığını, dava konusu taşınmazın da müvekkiline emlakçılar vasıtasıyla sunulduğunu, müvekkili şirketin de uygun görerek, tapu kaydına güven esasına dayalı, üçüncü iyinetli şahıs olarak, taşınmazı gerçek değerinde satın aldığını, davacının taşınmazın satışı için genel kurul kararı alınması gerektiği yönündeki iddiasının yerinde olmadığını ayrıca, müvekkilinin hangi kararın alınıp alınmadığını bilmek veya araştırmak gibi bir görevinin de bulunmadığını, müvekkilinin basiretli bir tacir gibi taşınmazı gerçek değerinde satın alarak şirket hesabına bedelini gönderdiğini, müvekkil şirketin diğer davalı şirketle hiçbir ticari ilişkisi olmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin diğer davalı şirket yetkilisi ile ilk olarak bu taşınmazın alımı için pazarlık sürecinde tanıştığını, müvekkilinin taşınmazı gerçek değerinde satın aldığını, müvekkili şirketin, diğer davalı şirketin hesabına 7.150.000 TL'ni yatırarak taşınmazı devraldığını, dava konusunun tek bir taşınmaza ilişkin olup, diğer taşınmazlar ve malvarlıklarına ilişkin olmadığını, müvekkili tarafından satın alınan bir tek taşınmazın bulunduğunu, davacının muvazaalı işlemden bahsetmekte ise de, bunu ortaya koyacak bir delilinin bulunmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece "...Davacı satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, tarafların asıl gayelerinin bağış sözleşmesi yapmak olduğunu iddia etmiştir. Davacı asıl gayenin bağış olduğunu ileri sürmüş ise de bunun nedeni konusunda, diğer ifadeyle şirketin hangi gerekçelerle bağış suretiyle taşınmazı devrettiğini, davalılar arasındaki münasebetin ne olduğunu, şirketin hangi gerekçelerle buna tevessül ettiğini açıklamamıştır. Muvazaa iddiası yönünden öncelikle davacının konumunun belirlenmesi gerekir. Zira muvazaa iddiası üçüncü kişiler tarafından tanık dahil her türlü delille ispatlanabilirken, sözleşmenin tarafı olan kişilerce ancak yazılı delille ispatlanabilir. Davacı muvazaa iddiasının ispatı amacıyla tanık deliline dayanmıştır. Davacı davalı şirketin bir dönem yöneticiliğini de yapan ve halen de şirklet ortağı olan kişidir. Her ne kadar satış sözleşmesi şirket ile yapılmış ise de davacının şirket ortağı olması karşısında üçüncü kişi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacının tanık dinletme talebi yerinde görülmemiştir.
Bununla birlikte davacı üçüncü kişi olarak kabul edilse dahi, taşınmaz devrinin resmi şekilde yapılması, devir bedelinin banka havalesi suretiyle ödenmesi, satış işleminin şirket kayıtlarında yer alması ve satıştan elde edilen para ile kredi ödemelerinin yapılması karşısında tek başına tanık delilinin bu işleminin muvazaalı olduğu iddiasının ispatına yeterli olmadığı açıktır.
Davacı aynı zamanda satış bedelinin gerçeği yansıtmadığını, bedelde muvazaa yapıldığını ileri sürmüş ve gerçek bedel ile satış bedeli arasındaki farkın tahsilini istemiştir. 05/01/2023 tarihli bilirkişi raporu ile taşınmazın rayiç değerinin 10.881.750,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Taşınmazın satış bedeli ise 7.150.000,00 TL olup, iki bedel arasında 3 milyondan fazla fark bulunmaktadır. Her ne kadar rayiç değer ile satış bedeli arasında oldukça yüksek bir fark bulunmakta ise de, bu durum devrin iptalini gerektirmediği gibi aradaki farkın tahsilini de gerektirmez. Taşınmaz şirket adına hareket etme yetkisine sahip müdür tarafından usulüne uygun olarak devredilmiş olup şirketin bu devirden zarar görmesi halinde oluşan zararın ancak sorumluluk davası ile yöneticiden tahsili mümkündür. Eldeki dava ise muvazaa sebebine dayalı olarak açılmış olup, fark bedelinin muvazaa sebebine dayalı olarak istenmesi mümkün değildir.
Anılan nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiş...."gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, mahkeme tarafından bilirkişi raporlarına karşı yapılan haklı itirazlarının karşılanmadığını ve dosya aydınlatılmadan hüküm tesis edildiğini, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını zira, raporda şirkete ait taşınmazların değeri ile satılan taşınmazların değerinin incelenmediğini, tamamen şifahi değerlendirmelerde bulunulduğunu, raporun eksik ve hatalı değerlendirmeler içerdiğini, raporda yer alan tespitlerin ekonomik veriler ile desteklenmediğini, nitekim şirketin diğer taşınmazlarının yaklaşık değerlerinin incelenmediğini ve satılan dava konusu taşınmazın değeri ile diğer taşınmazların değerlerinin karşılaştırılmadığını, Kayseri ve Konya illerindeki taşınmaz satışlarının arka arkaya yapıldığını, bu taşınmazların değerleri toplanarak şirketin önemli miktarda malvarlığını oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekirken eksik inceleme yapıldığını, mahkeme tarafından bedelde muvazaa iddialarına ilişkin delillerin toplanmadığını ve tanıkların dinlenmediğini, davalı ........ tarafından yapılan satış işlemlerinin mutlak butlanla batıl olduğunu, Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince önemli miktarda şirket varlığının toptan satışının genel kurulun devredilmez yetkisinde bulunduğunu, limited şirketlerde de bu hükmün uygulanması gerektiğini, şirket adına kayıtlı Konya'daki taşınmazın genel kurul kararı alınmaksızın satılmasının usule aykırı olup, davalı ........ tarafından yapılan satış işlemlerinin de geçersiz olduğunu, mahkemece eksik incelemeye dayalı hüküm tesis edildiğini, somut vakıalar ispat edilmiş olmasına rağmen hatalı değerlendirmelerde bulunularak davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar ........ ve ........ vekili, mahkemece verilen davanın reddi kararının yerinde olduğunu, sadece gerekçesi yerinde olmayıp, gerekçesinin düzeltilmesi gerektiğini, 05.01.2024 tarihli bilirkişi raporunun yanlı, hatalı, teknik yetersizlik içinde tanzim edilmiş, yeterli teknik bilgi ile uzmanlık içermeyen ve denetime elverişli olmayan bir rapor olduğunu, bu rapora karşı 26.01.2024 tarihinde itiraz dilekçesi sunduklarını, yargılamanın devamında dava konusu taşınmazın davalı şirket yönünden önemli bir mal varlığı satışı olup olmadığı yönünde inceleme yapılması sebebiyle itirazlarının değerlendirilmediğini, taşınmaz değerinin yeniden doğru şekilde tespiti amacıyla dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmesine, aksi halde ise, itirazları gözetilerek ek rapor tanzim edilmesine yönelik taleplerinin karşılanmadığını, ilk derece mahkemesince itirazları değerlendirilmeden, yeni bir rapor veya ek rapor aldırılmadan, yetersiz ve hatalı olan 05.01.2024 tarihli raporun gerekçe yazım aşamasında kesin ve doğru tespitler içerdiğinin kabul edilerek hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin dosyası kapsamında alınan 05.01.2024 tarihli bilirkişi raporunun ikinci sayfasındaki dava konusu taşınmazın değerini etkileyen unsur ve nitelikler başlığı altındaki taşınmazın niteliği olarak belirtilen bendin son cümlesinde taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun belirtildiğini, buna karşın bilirkişilerin söz konusu bu tespitlerini rapor sonucuna yansıtamadıklarının anlaşıldığını, hükme esas alınan 05.01.2024 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın arsa niteliğinde olduğu belirtilmesine rağmen bu tespitin bilirkişiler tarafından rapor sonucuna yansıtılmadığını, taşınmaz üzerindeki yapının dubleks olmayıp zemin katla bağlantısı bulunmayan ve dışından girilebilen küçük bir depodan ibaret ahşap prefabrike bir yapı olduğunu, bu yapının ancak hurda değerinin bulunup taşınmaza yüksek bir kira getirisi veya yatırımlık değer kazandırmadığını, davanın reddine ilişkin istinaf talepleri bulunmayıp yalnızca "Davacı aynı zamanda satış bedelinin gerçeği yansıtmadığını, bedelde muvazaa yapıldığını ileri sürmüş ve gerçek bedel ile satış bedeli arasındaki farkın tahsilini istemiştir. 05/01/2023 tarihli bilirkişi raporu ile taşınmazın rayiç değerinin 10.881.750,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Taşınmazın satış bedeli ise 7.150.000,00 TL olup, iki bedel arasında 3 milyondan fazla fark bulunmaktadır. Her ne kadar rayiç değer ile satış bedeli arasında oldukça yüksek bir fark bulunmakta ise de, bu durum devrin iptalini gerektirmediği gibi aradaki farkın tahsilini de gerektirmez. Taşınmaz şirket adına hareket etme yetkisine sahip müdür tarafından usulüne uygun olarak devredilmiş olup şirketin bu devirden zarar görmesi halinde oluşan zararın ancak sorumluluk davası ile yöneticiden tahsili mümkündür. Eldeki dava ise muvazaa sebebine dayalı olarak açılmış olup, fark bedelinin muvazaa sebebine dayalı olarak istenmesi mümkün değildir." şeklindeki gerekçenin düzeltilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, tapu iptali ve tescil, terditli olarak alacak istemine ilişkindir.
Her ne kadar ilk derece mahkemesince verilen karar, davacı vekili ile davalılar ........ ve ........ . vekili tarafından istinaf edilmiş ise de, davacı vekilince UYAP sistemi üzerinden gönderilen 20.08.2026 tarihli dilekçede, davadan ve istinaf kanun yoluna başvurudan feragat ettiklerinin bildirildiği anlaşılmıştır.
Davaya son veren taraf işlemleri olan feragat, kabul ve sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307 ilâ 315. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir. Bir başka ifade ile taraflar davayı kabul ederek ya da davadan feragat ederek veya sulh sözleşmesi yaparak yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında herhangi bir hükme gerek kalmaksızın davayı sona erdirebilirler. Ancak bu işlemler vekil tarafından yapılacaksa vekilin vekâletnamesinde özel yetkinin bulunması gerekir (HMK m. 74).
Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır.
Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan kısmen veya tamamen vazgeçer. Feragat, davayı kesin olarak sonuçlandıran bir hukuki neden olup, yapıldığı anda kesin hükmün sonuçlarını doğurur.
Yukarıda da açıklandığı üzere, davacı vekili tarafından UYAP sitemi üzerinden gönderilen 20.08.2026 tarihli dilekçede, istinaf kanun yoluna başvuru ve davadan feragat edildiğinin bildirildiği ve davacı vekilinin vekaletnamesinde özel yetkisinin bulunduğu anlaşılmakla, HMK'nın 310. maddesi gereğince karar kesinleşinceye kadar davadan feragat mümkün olduğundan ve feragat dilekçesinin verildiği tarih itibariyle henüz istinaf eden tarafların istinaf istemleri esastan incelenip karara bağlanmadığından, davacı vekilinin istinaf dilekçesinin feragat nedeniyle reddine, davalılar ........ ve ........ . vekilinin istinaf isteminin, davacı vekilinin davadan feragat beyanı nazara alınarak kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının da, davacı vekilinin davadan feragat beyanı nazara alınarak kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurularak davanın feragat nedeniyle reddine ve davalılar ........ ile ........ vekili tarafından UYAP sistemi üzerinden gönderilen 28.08.2026 tarihli dilekçede yargılama gideri ve vekalet ücreti taleplerinin bulunmadığının beyan edilmiş olması hususu ile dosyaya bu yönde bir beyanı yansımayan diğer davalı ........ 'nin hukuki durumu da nazara alınarak HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurularak davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)Davacı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE,
1-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
2-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
B)Davacının davadan feragat beyanı nazara alınarak davalılar ........ ile ........ . vekilinin istinaf başvuru taleplerinin KABULÜ ile; Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/06/2025 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
1-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı ........ . tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde iadesine,
2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı ........ tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde iadesine,
3-İstinaf kanun yoluna başvuru sırasında davalılar ........ . ile ........ tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalılar vekilinin beyanı nazara alınarak üzerlerinde bırakılmasına,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
C)Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.2 maddesi gereğince davacı talebi ile ilgili YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,
1-Davanın FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE,
2-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 269,85 TL peşin harç, 194.375,22 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 194.645,07 TL harçtan, alınması gereken 732,00 TL harcın mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan 193.913,07 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacının yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı ........ . ile ........ vekilinin yargılama gideri ve vekalet ücreti taleplerinin bulunmadığını beyan etmesi nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı ........ davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince takdir edilen 355.977,49 TL ücret-i vekaletin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,
6-Davalı ........ tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına,
7-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının gider avansını yatıran tarafa iadesine,
D)Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
E)Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 02/09/2026 oybirliği ile karar verildi.

Başkan ...
e-imzalıdır

Üye ...
e-imzalıdır

Üye ...
e-imzalıdır

Katip ...
e-imzalıdır

.....




Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye değildir.