Çerez tercihleriniz

Sitemizin çalışması için zorunlu çerezler kullanılır. Analitik ve reklam çerezleri yalnızca onayınızla etkinleştirilir. Tercihlerinizi dilediğiniz zaman değiştirebilirsiniz. Çerez politikası

Aramaya dön

Emsal Karar Arama · UYAP Emsal


TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
BURSA
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2026/
KARAR NO : 2026/

HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...

DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALILAR:1-
2-

DAVA : Tapu İptali Ve Tescil
DAVA TARİHİ : 02/10/2026
KARAR TARİHİ : 05/10/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 05/10/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tapu İptali Ve Tescil davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA; davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilinin ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 3504 ada 61 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, dava konusu taşınmazın müvekkili tarafından davalı ... adına tapuda devredilmiş ise de bu işlemin tarafların gerçek iradesine uygun bir satış işlemi olmadığını, Tapu müdürlüğünde gerçekleştirilen işlemin görünüş itibarıyla satış şeklinde yapılmış olmakla birlikte tarafların gerçek ve ortak iradesi taşınmazın kesin ve karşılıksız şekilde davalıya satılması yönünde olmadığını, taraflar arasında yapılan anlaşmanın gerçek niteliğinin inanç sözleşmesi olduğunu, müvekkili ile davalı arasında yapılan sözlü anlaşma uyarınca dava konusu taşınmazın belirli bir hukuki ve ekonomik amacın gerçekleştirilmesi için davalı üzerine geçirildiğini, davalıya yapılan tapu devrinin amacının dava konusu taşınmazın mülkiyetinin nihai ve kesin olarak davalıya kazandırılması olmadığını, davalının taşınmazı kendisine duyulan güven nedeniyle ve belirli bir amaç doğrultusunda üzerine aldığını, taraflar arasındaki anlaşmaya göre taşınmazın müvekkiline iade edilmesi gerektiğini kabul ettiğini, dolayısıyla tapu kaydındaki görünüş ile tarafların gerçek iradesinin birbirinden tamamen farklı olduğunu, ...'ün ise söz konusu davanın son tapu maliki olduğunu, söz konusu gayrimenkulün son malike geçmeden önce defalarca el değiştirdiğini, . tapu devrinin gerçek nedeninin satış değil, inançlı temlik olduğunu, müvekkilinin dava konusu taşınmazı davalı ...'a gerçek anlamda satmadığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin temelinde taşınmazın belirli bir amaçla davalı üzerinde tutulması ve şartların gerçekleşmesinden sonra müvekkiline iade edilmesinin bulunduğunu, bu nedenle tapu işleminin şeklen satış olarak gerçekleştirilmiş olsa dahi tarafların gerçek iradesinin araştırılması gerektiğini, inançlı işlemin niteliği gereği inanan tarafından inanılana devredilen hak veya malvarlığı değeri belirli bir amaç doğrultusunda inanılanın mülkiyetine geçirilmekte; inanılan ise hakkını taraflar arasında kararlaştırılan şartlara uygun olarak kullanmak ve amaç gerçekleştiğinde inanç konusu şeyi iade etmekle yükümlü olmak olduğunu, ...'ın yerleşik uygulamasında da inançlı işlemin; inananın malvarlığındaki bir hakkı teminat oluşturmak veya belirli bir amaçla yönetilmek üzere inanılana devretmesi, inanılanın ise anlaşmadaki koşullara uygun davranarak amaç gerçekleştiğinde hakkı iade etmesi şeklinde tanımlandığını, somut olayda da davalının üzerine geçirilen taşınmazın gerçek amacı ve ekonomik işlevinin bu hukuki tanımlamaya birebir uymak olduğunu, taşınmazın satış bedelinin davacıya hiçbir şekilde ödenmediğini, davanın temelini oluşturan en önemli maddi olgulardan birinin dava konusu taşınmazın tapuda devredilmesine rağmen satış bedelinin müvekkiline hiçbir şekilde ödenmemiş olması olduğunu, müvekkilinin taşınmazın satış bedeli olarak davalı ...'dan herhangi bir ödeme almadığını, davalı tarafından müvekkiline banka yoluyla, havale/EFT yoluyla, çek veya senet yoluyla, elden nakit olarak herhangi bir satış bedelinin ödenmediğini, dolayısıyla tapuda gerçekleştirilen işlem ile ekonomik gerçeklik arasında açık bir çelişki bulunduğunu, gerçek bir satış ilişkisinde taşınmazın bedelinin satıcıya ödenmesi beklenirken somut olayda taşınmazın devredildiğini, fakat müvekkiline herhangi bir satış bedeli ödenmediğini, bu durumun taraflar arasındaki işlemin gerçek bir satış olmadığını ve tapu devrinin başka bir hukuki amaç doğrultusunda gerçekleştirildiğini ortaya koyan son derece önemli bir maddi vakıa olduğunu, bu nedenle davalı tarafından müvekkiline herhangi bir satış bedeli ödenip ödenmediğinin banka kayıtları ve sair mali kayıtlar üzerinden araştırılmasını talep ettiklerini, Mahkemece davalının banka hesaplarının ilgili dönem bakımından celbi hâlinde müvekkiline taşınmaz bedeli olarak herhangi bir ödeme yapılmadığının açıkça ortaya çıkacağını, taraflar arasındaki inanç sözleşmesinin yazılı olarak düzenlenmediğini, tarafların karşılıklı güven ilişkisi nedeniyle sözlü olarak kurulduğunu, müvekkili ile davalı arasındaki sözlü anlaşmanın özünün'' Taşınmazın davalı ... adına geçirilmesi, ancak davalının bu taşınmazı kesin olarak kendi malı hâline getirmemesi ve anlaşmada kararlaştırılan amaç sona erdiğinde taşınmazı müvekkile geri devretmesi'' şeklinde olduğunu, müvekkilinin taşınmazını herhangi bir bedel almaksızın ve hiçbir hukuki karşılık olmaksızın davalıya bağışlamasını gerektirecek hiçbir sebep bulunmadığını, tapu devri sırasında taraflar arasındaki güven ilişkisi nedeniyle ayrıca yazılı bir belge düzenlenmesine ihtiyaç duyulmadığını, davalının kendisine duyulan güveni kötüye kullandığını, müvekkilinin taşınmazını geri istemesine rağmen taşınmazı müvekkiline iade etmediğini ve daha da ileri giderek taşınmazı üçüncü kişilere devrettiğini, inançlı işlemlerde ...'ın yerleşik uygulaması gereğince temel kuralın inanç sözleşmesinin yazılı delille ispat edilmesi olduğunu, ancak yazılı bir inanç sözleşmesinin bulunmaması her durumda davanın ispat edilemeyeceği anlamına gelmediğini, HMK'nın 202. maddesi uyarınca iddia edilen hukuki işlemi tamamen ispata yeterli olmamakla birlikte işlemin gerçekleşmiş olmasını muhtemel gösteren ve karşı taraftan sadır olan belge delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, böyle bir delil başlangıcının bulunması hâlinde inançlı işlemin tanık dâhil her türlü delille ispatlanabileceğini, nitekim ... 7. Hukuk Dairesi'nin çeşitli kararlarında taraflar arasındaki ... mesajlarının HMK m.199 ve m.202 kapsamında delil başlangıcı niteliğinde olduğunun kabul edildiğini ve bu delillerin tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirilerek inançlı işlemin ispatlanabileceğinin belirtildiğini, yine ... güncel uygulamasında banka dekontlarının da somut olayın özelliklerine göre delil başlangıcı oluşturabileceği ve bu durumda tanık dahil diğer delillerin değerlendirilebileceğinin kabul edildiğini, somut olayda da taraflar arasındaki sözlü anlaşmayı doğrulayan tarafların banka hareketleri, ... yazışmaları, SMS kayıtları, telefon görüşmelerine ilişkin kayıtlar, taşınmazın satış bedelinin ödenmediğini gösteren mali kayıtlar, tarafların tapu devrinden sonraki davranışları, taşınmazın fiili kullanım şekli, davalının müvekkiline yönelik beyanları, üçüncü kişilere yapılan devir işlemleri, tanık anlatımları bulunduğunu, en basit örneğinin müvekkilinin halen söz konusu gayrimenkulde oturduğunu ve hiçbir şekilde kira da vermediğini, bu delillerin tamamının birlikte değerlendirilmesi hâlinde taraflar arasındaki inançlı işlemin varlığının ortaya çıkacağını, davalının inanç sözleşmesinden doğan iade borcunu ihlal ettiğini, İnançlı işlemin en önemli unsurlarından birinin inanılanın belirlenen amaç gerçekleştiğinde inanç konusu şeyi iade etmekle yükümlü olması olduğunu, ... yerleşik içtihadında da inançlı işlemin inanan lehine belirli koşullar gerçekleştiğinde inanç konusu hakkın iadesini isteme hakkı doğurduğu ve inanılanın bu yükümlülüğü yerine getirmemesi hâlinde dava yoluyla iadenin istenebileceğinin kabul edildiğini, somut olayda davalı ...'un taşınmazı müvekkiline iade etmek yerine taşınmazı üçüncü kişilere devrettiğini, böylece davalının yalnızca inanç sözleşmesinden doğan iade borcunu ihlal etmekle kalmadığını, aynı zamanda müvekkilinin taşınmaz üzerindeki hakkını fiilen ortadan kaldıracak şekilde tasarrufta bulunduğunu, davalının bu tasarrufunun taraflar arasında kurulmuş bulunan güven ilişkisinin açıkça kötüye kullanılması olduğunu, müvekkilinin taşınmazını davalıya kesin olarak kazandırmadığını, yalnızca belirli bir hukuki ilişki kapsamında davalıya güvenerek devrettiğini, davalının ise kendisine verilen bu güveni kötüye kullanarak taşınmazı üçüncü kişilere devrettiğini, dava konusu taşınmazın davalı ... adına tescil edilmesinden sonra davalı tarafından üçüncü kişilere devredildiğinin anlaşıldığını, bu hususun davanın çözümünde özellikle önemli olduğunui, Zira taşınmazın üçüncü kişilere devredilmiş olması mevcut tapu maliklerinin TMK m.1023 kapsamında tapu siciline güven ilkesinden yararlanıp yararlanamayacağının araştırılmasını zorunlu kıldığını, bu nedenle öncelikle dava konusu taşınmazın davalı ... adına hangi tarihte tescil edildiğinin davalı tarafından hangi tarihte ve kime devredildiğinin sonraki maliklerin kimler olduğunun, devir bedellerinin ne olduğunun ,devirlerin hangi hukuki işlemle gerçekleştirildiğinin, taşınmazın gerçek rayiç değeri ile gösterilen satış bedeli arasında fahiş fark bulunup bulunmadığının, satış bedelinin alıcılar tarafından satıcıya ödenip ödenmediğinin, sonraki maliklerin taşınmazın gerçek hukuki durumu hakkında bilgi sahibi olup olmadıklarının, taraflar arasındaki ilişkiyi bilip bilmediklerinin Tapu Müdürlüğünden getirilecek tüm tedavül kayıtları ve resmi senetler ve özellikle banka kayıtları üzerinden araştırılması gerektiğini, özellikle davalı ... ile ... arasındaki malikler veya maliklerin arasında akrabalık, ticari ilişki, ortaklık, borç ilişkisi, yakınlık veya sair bağlantı bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, aynı şekilde taşınmazın gerçek rayiç değeri ile üçüncü kişilere gösterilen satış bedeli arasında olağan hayat şartlarıyla açıklanamayacak bir fark bulunup bulunmadığının da bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiğini, tapu satış bedelinin de araştırılması ve bankalardan sorulması gerektiğini, davalı ...'un kendisine inançlı olarak devredilen taşınmazı üçüncü kişilere devretmiş olması, tek başına davalının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, bilakis davalının üçüncü kişilere yaptığı devirlerin inanç sözleşmesinden doğan iade yükümlülüğünü yerine getirmediğinin en açık göstergelerinden olduğunu, üçüncü kişilerin tapu siciline güven ilkesinden yararlanıp yararlanamayacağının ise her bir devir bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, şayet sonraki maliklerin inançlı işlemden haberdar olduğu veya somut olayın koşulları itibarıyla iyiniyet iddiasında bulunamayacakları belirlenirse tapu iptali ve tescil istemlerinin sonraki maliklere karşı da hukuken değerlendirilmesi gerekeceğini, bu nedenle sonraki maliklerin davaya dahil edilmesi veya mevcut maliklerin davalı olarak gösterilmesi hususunun tapu tedavül kayıtları getirildikten sonra hukuki durumun niteliğine göre değerlendirilmesi gerektiğini, ...'ın inançlı işleme dayalı davalarda taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde tapu iptali ve tescil ile tazminat taleplerinin birlikte ele alındığı kararlarının bulunduğunu, davalının taşınmazının üçüncü kişilere devretmesi kötü niyetin önemli bir göstergesi olduğunu, davalının taşınmazı kendi malı olarak edinmiş olsaydı dahi taraflar arasındaki sözlü anlaşmanın varlığı nedeniyle taşınmazın müvekkiline iade edilmesi gerektiğini bildiğini, buna rağmen taşınmazın üçüncü kişilere devredilmiş olması, davalının sözleşmeden doğan iade yükümlülüğünü bilerek ihlal ettiğini gösterdiğini, özellikle taşınmazın müvekkilinin kendisine geri istemesinden sonra devredilmiş olması hâlinde bu hususun davalının davranışının hukuki değerlendirilmesinde ayrıca dikkate alınması gerektiğini, bu nedenle taşınmazın hangi tarihlerde ve hangi bedeller karşılığında devredildiğinin belirlenmesinin son derece önemli olduğunu, devir tarihleri ile müvekkilinin taşınmazın iadesini talep ettiği tarihlerin karşılaştırılmasının davalının iradesinin ortaya çıkarılması bakımından da önem taşıdığını, davacının müvekkilinin iddiası yalnızca tapu kaydına dayanmadığını, dava konusu işlemin gerçek hukuki sebebinin ortaya çıkarılmasının istendiğini, tapu kaydında satış görünmekle birlikte satış bedelinin davacıya ödenmemiş olması, taraflar arasındaki sözlü anlaşma, tarafların tapu devrinden sonraki davranışları ve taşınmazın sonradan üçüncü kişilere devredilmiş olması birlikte değerlendirildiğinde işlemin gerçek mahiyetinin belirlenmesinin zorunlu olduğunu, dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devredilmiş olduğunun anlaşıldığını, bu nedenle mevcut malik veya maliklerin taşınmazı yeni üçüncü kişilere devretmesi ihtimali bulunduğunu, taşınmazın tekrar el değiştirmesi hâlinde uyuşmazlığın daha da karmaşık hâle geleceğini ve müvekkilinin hakkına ulaşmasının güçleşeceğini, bu nedenle dava konusu taşınmazın mevcut tapu maliki veya maliklerine ilişkin tapu kayıtları getirildikten sonra mevcut maliklerin davaya dahil edilmesi ve taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla tapu kaydına ihtiyati tedbir konulması gerektiğini, HMK m.389 ve devamı hükümleri uyarınca dava konusu hakkın elde edilmesinin zorlaşmasını önlemek amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin ve eşinin elinden söz konusu taşınmazın zor kullanılarak ve tefecilik işlemleri neticesinde alınmak istendiğini, bu hususa ilişkin olarak müvekkilinin ve ailesinin yapmış olduğu şikayetlerin bulunduğunu, söz konusu şikayetlerin ... Cumhuriyet Başsavcılığına yapılmış olup, halen inceleme yapıldığını, müvekkilinin eşinin tefecilere borçlu olduğunu ve söz konusu tapunun son maliki ...'ün müvekkilinin geçmiş dönemde borçlu olduğu ...'ün eşi olduğunu, söz konusu tapunun müvekkilinin elinden eşinin borcundan dolayı zorla alındığını, tehditlerle son malik tefecinin eşinin adına tescil edildiğini, söz konusu son malik ... eşi ... ve akrabaları tarafından müvekkilinin sürekli olarak tehdit edildiğini ve evden zorla çıkarılmaya çalışıldığını, bu durumun söz konusu tapunun müvekkilinin elinden çıktıktan sonraki dönemde fazlasıyla el değiştirmesinden açıkça belli olduğunu, davanın esas itibarıyla inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğunu, tüm bu nedenlerle; davanın sözlü inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğunun kabulüne, öncelikle dava konusu ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 3504 ada 61 parsel sayılı taşınmazın ilk tescilinden itibaren tüm tedavül kayıtlarının ve resmi senetlerinin ilgili Tapu Müdürlüğünden celbine, taşınmazın davalı ... ile son malik ... arasında devredildiği tespit olunan maliklerin tespitine ve söz konusu kişilerin davaya dahil edilmesine karar verilirse bu hususta süre verilmesine, mevcut maliklerin dava konusu inançlı işlemden haberdar olup olmadıklarının davalı ... ve ... ile aralarındaki hukuki ve fiili ilişkinin, devir bedellerinin ve taşınmazın gerçek rayiç değerinin araştırılmasına, inançlı işlemin ve sonraki devirlerin iyiniyet kurallarına aykırı olduğunun tespiti hâlinde, dava konusu taşınmazın mevcut tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, bunun mümkün olmaması durumunda son malik ...'ün kötü niyetli olması sebebiyle söz konusu taşınmazın güncel rayiç bedelinin son malik davalı ...'ten tazminat olarak tahsiline, taşınmazın dava tarihindeki gerçek rayiç değerinin belirlenmesine ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi sonucunda talep sonucunun artırılmasına, dava konusu taşınmazın mevcut malik veya maliklerine ait tapu kaydına, yargılama sırasında üçüncü kişilere yeniden devrinin ve taşınmaz üzerinde ayni hak tesisinin önlenmesi amacıyla teminatsız/ya da mahkemece belirlenecek bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir konulmasına, davalılar ... ve ...'ün ve ayrıca eklenmesine karar verilmesi durumunda diğer tüm davalıların ilgili dönem tüm banka kayıtlarının celbine, taraflar arasındaki elektronik yazışmaların HMK m.199 ve m.202 kapsamında delil başlangıcı olarak değerlendirilmesine, delil başlangıcı bulunması hâlinde sözlü inanç sözleşmesinin tanık dahil her türlü delille ispatına imkân verilmesine, tanıkların dinlenmesine, taşınmazın keşfen incelenmesine ve gerçek rayiç değerinin bilirkişi marifetiyle belirlenmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 02/10/2026 tarihli dilekçesi ile; Dava dosyasının Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerekirken sehven Asliye Ticaret MAhkemesinde açıldığını, taraflarınca yapılan söz konusu yanlışlığın düzeltilmesi ve dosyanın Asliye Hukuk Mahkemelerine gönderilmesi hususunda gereğinin yapılmasını talep etmiştir.Dava konusu itibariyle görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olup, dava dilekçesinde de davanın Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne hitaben açıldığı, davacı vekilin beyanı doğrultusunda da dosyanın sehven Mahkememize tevzi edildiği anlaşılmakla; bu nedenle dava dosyasının, görevli ... Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere ... Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilmesine, esasın bu şekilde kapatılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM; Gerekçesi ve ayrıntısı yukarıda açıklandığı üzere;
1-Dava dosyasının, görevli ... Asliye Hukuk Mahkemesine tevzi edilmek üzere ... Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna GÖNDERİLMESİNE, Esasın bu şekilde KAPATILMASINA,
2-İhtiyati tedbir talebinin görevli Mahkemece değerlendirilmesine,
3-Harç ve yargılama giderlerinin, dosyanın Tevzii edilen Mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, tarafların yokluğunda, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde ... açık olmak üzere karar verildi. 05/10/2026


Katip ...
¸e-imzalıdır


Hakim ...
¸e-imzalıdır




Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye değildir.