T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/87 Esas - 2026/423
T.C.
ANKARA
2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA
Esas No : 2026/87
Karar No : 2026/423
...
Dava : Marka İle İlgili ... Kararının İptali
Dava Tarihi : 26/02/2026
Karar Tarihi : 07/10/2026
Gerekçeli Kararın
Yazıldığı Tarih : 07/10/2026
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili ... Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :
Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacının 1982 yılından bu yana lojistik sektöründe faaliyet gösteren tanınmış bir firma olduğunu, 1996 yılından itibaren yoğun şekilde kullandığı ve ayırt edicilik kazandırdığı “...” ibaresini hem ticaret unvanının hem de tescilli marka serisinin asli ve ayırt edici unsuru olarak kullandığını, “... ibareli seri markalarının uzun yıllardır davacı adına tescilli olduğunu ve “...” ibaresi üzerinde gerçek ve öncelikli hak sahibi bulunduğunu, davalının ...ibareli marka başvurusuna karşı yapılan itirazların diğer davalı ... tarafından nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira taraf markalarının esas unsurunun aynı olan “...” ibaresini içerdiğini, başvuru markasında ayırt edici niteliği haiz baskın unsurun da “...” ibaresi olduğunu, bu nedenle tüketiciler nezdinde davacının seri markalarının yeni bir versiyonu, uzantısı veya lisanslı kullanımı olduğu yönünde bir algı oluşturacağını ve taraf markaları arasında iltibas ile ekonomik ve idari bağlantı ihtimali doğacağını, davacının markalarının kapsamına giren 35, 36, 39, 42, 44 ve 45. sınıftaki hizmetlerin lojistik faaliyetlerinin doğal kapsamını oluşturduğunu, lojistik kavramının yalnızca nakliye ve depolamadan ibaret olmayıp tedarik, dağıtım, stok yönetimi, depolama, bilgi akışı ve bağlantılı tüm hizmetleri kapsayan geniş bir faaliyet alanı olduğunu, bu nedenle taraf hizmetleri arasında aynı veya ilişkili emtia ve hizmetlerin bulunduğunu, davacının “...” ibaresinin markalarının asli ve ayırt edici unsuru olduğunun ve bu ibarenin zayıf bir unsur olmadığının farklı uyuşmazlıklarda alınan bilirkişi raporları ile Mahkeme kararlarında kabul edildiğini, bu nedenle markalarının tanınmış marka korumasından yararlanması gerektiğini, “...” ibaresinin aynı zamanda davacının 1982 yılından beri kullandığı ticaret unvanının ayırt edici unsuru olduğunu, www.....com.tr alan adı kapsamında da aktif şekilde kullanıldığını ve ticaret unvanı bakımından da önceye dayalı üstün hak sahibi olduğunu, dava konusu markanın kullanımının davacının markalarının ayırt edici karakterini zayıflatacağını, sulandıracağını, itibarına zarar vereceğini ve davalıya haksız yarar sağlayacağını, davalının onlarca farklı marka seçeneği bulunmasına rağmen davacının tanınmış “...” ibaresini esas unsur olarak içeren bir marka başvurusunda bulunmasının davacının markalarının bilinirliğinden haksız yararlanma amacını taşıyan kötü niyetli bir davranış olduğunu ifade ederek, ... ...’nın 30/12/2025 tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalı ... vekili cevaplarında özetle; taraf markalarının ortak olarak "..." ibaresini içermekle birlikte, başvuru markasında yer alan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin daha yüksek olması ve markaların ilave unsurlar içermesi nedeniyle bütünsel olarak bıraktıkları genel izlenim itibarıyla ortalama tüketici nezdinde karıştırılma veya ilişkilendirilme ihtimali bulunmadığını, başvuru markasının davacının seri markalarından biri olarak algılanmayacağını, bu nedenle SMK m. 6/1 kapsamında ret koşullarının oluşmadığını, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığından davacının tanınmışlık iddialarının da somut uyuşmazlık bakımından sonuca etkili olmadığını, ayrıca davacının markalarının tanınmışlığı ile haksız yarar sağlanacağı, markanın itibarının zarar göreceği veya ayırt edici karakterinin zedeleneceği yönündeki iddialarını somut delillerle ispatlayamadığını, davacının eskiye dayalı kullanım, ticaret unvanı ve diğer fikri mülkiyet haklarına ilişkin iddialarının da SMK m. 6/3 ve m. 6/6 kapsamında kabulünü gerektirir nitelikte olmadığını, başvurunun kötü niyetle yapıldığı iddiasının da somut delillerle ispatlanamadığını, yalnızca markalar arasındaki benzerlik iddiasının tek başına kötü niyetin varlığı için yeterli sayılamayacağını, davacının emsal gösterdiği Mahkeme ve ... kararlarının her uyuşmazlığın kendi somut koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğinden eldeki dava bakımından bağlayıcı nitelikte olmadığını ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirkete usulüne göre tebligat yapılmasına karşın, yargılamaya bir katılımı olmadığından cevabına rastlanmamıştır.
Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE :
Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir.
Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, ... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, tanınmışlık ve kötü niyet itirazı ile 6769 sayılı kanunun 6/3 kapsamındaki itirazların yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ....kargo" ibareli marka başvuru sahibi olduğu beyan, tevsik ve müşahede olunmaktadır.
Davaya konu ... ibareli marka için davalı tarafından 05/12/2023 tarihinde 39.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun ilanına karar verildiği, söz konusu ilana karşı davacı tarafından .... sayılı ... esas unsurlu önceki tarihli bir takım markalarına dayanılarak itirazda bulunulduğu, davacı itirazlarının reddine karar verildiği, davacı tarafından red kararına karşı tekrar itirazda bulunulduğu, ... ...’nın 30/12/2025 tarih ve .... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Davalı taraf, ... nezdinde dosyaladığı karşı görüşlerde, davacının itirazına mesnet aldığı ... sayılı markaların, tescilli oldukları tüm emtialarda kullanıldığının ispatlanmasını talep etmiştir.
Davacının ... kararı iptali talepli davasında kullanmama def’inin dinlenebilmesi için, SMK m. 19/2 hükmüne göre, davacının itirazlarına mesnet aldığı markasının dava konusu edilen markanın başvuru tarihinde en az 5 yıl süreyle tescilli olması gerekir. Davacının itirazına mesnet aldığı ....sayılı markalarının, tescil tarihleri itibariyle davalının kullanım ispatına muhatap olabileceği;
Somut olayda, bakılması gereken hususlar, davacının.... sayılı markalarının; Davacı tarafından, Tescilli oldukları emtialarda, Türkiye sınırları içerisinde, Ciddi bir şekilde, Markasal hüviyette, 05.12.2018-05.12.2023 tarihleri aralığında ve Tescillerine uygun olarak kullandığının ispat edilip edilemediği, noktalarında toplanmaktadır. Davacı tarafın marka işlem dosyasına sunmuş olduğu, “...”lu esas unsurlu markaların kullanımına ilişkin fatura, görsel ve belgelerden, davacının “...” ibaresini "...+..." işaretlerini, lojistik faaliyetleri kapsamında, gerekli tarih aralığında, ciddi bir biçimde kullandığının tevsik edilebildiği değerlendirildiğinden, davacının ... sayılı markalarının, tescilleri kapsamına giren, lojistik ile ilintili hizmetlerde SMK m. 6/1 hükmü kapsamında korunmasını talep edebileceği kanaatine varılmıştır.
Davacının markaları, “...” ibaresinin “...” gibi Türkçe veya İngilizce anlamlı cins isimlerle birlikte kullanıldığı, kelime markası hüviyete ağır basan işaretlerdir. Dava konusu edilen marka da; mavi/lacivert renkli basit bir figürle birlikte, karakteristik mavi/lacivert renkli kalın ve küçük harflerle büyük puntolarla şekilde yazılmış “....” ibaresinden ve işaretin en alt kısmına, düşük puntolu ve silik renkli harflerle, adeta bir dipnot hüviyetinde yazılmış “...” kelime öbeğinden müteşekkil, kelime markası hüviyeti ağır basan bir işarettir. Öncelikle; davalının markasının sol baş kısmında kullanılmış olan renkli figürün, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının, kelime unsuruna göre düşük seviyede kaldığı değerlendirilmektedir, zira; böyle, basit şekil unsuru yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda söz görünümden daha yüksek sesle konuşur. Ayrıca; potansiyel müşteriler; kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Davalının markasında geçen ve zaten de yukarıda belirtilen yazım özellikleri itibariyle görsel açıdan geri planda bırakılmış olan ...” kelime öbeğinin de, dava konusu edilen emtialar yönünden, yerleşik anlamı itibariyle markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan bir kelime öbeği olduğu anlaşılmıştır. Davalının markasında geçen “...” ibaresi ise, aynı yazım özelliklerinde, aynı puntolarla ve birleşik olarak yazılması nedeniyle, bütünleşik bir kelime olarak algılanmaktadır; diğer bir ifadeyle; ancak bu birleşik kelimeyi oluşturan ibarelerden tek bir tanesinin ön planda olduğu söylenememektedir; bu kelime, “...” ya da “...” şeklinde değil, “... şeklinde, bütünleşik olarak algılanmaktadır. Zaten de ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. Dolayısıyla; dava konusu edilen markanın esas unsurunun, tek başına “...” ibaresi olmadığı değerlendirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta önem arz eden husus; taraf markalarında geçen “...” ibaresinin ortaklığının, değerlendirilen taraf markaları benzer kılıp kılmayacağının değerlendirmesidir. Taraf markalarda ortak olan “...” kelimesi, İngilizce kökenli bir sözcük olup, Türkçe’deki karşılığı, “gitmek”tir ve bu anlamının ülkemizde de, İngilizce’ye vâkıf olmayan tüketici kesimi tarafından dahi, yaygın olarak bilindiği/bilinebileceği değerlendirilmiştir. Bu anlamı itibariyle, herkes tarafından bilinen/bilinebilecek, toplumumuzda uyandırdığı yerleşmiş/genel/yaygın anlamı/yarattığı algı gözetildiğinde, herkes tarafından bilinen/kullanılan, ayırt edici niteliği zayıf ibarelerden oluşan markalarla iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceğine, bu tür zayıf ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğuna dair yerleşmiş/emsal yargı kararlarının somut olaya emsal olacağı değerlendirilmiştir. Kaldı, ki; “...” ibaresi davalının markasında, birleşik bir kelimenin son kısmında, kelime anlamıyla uyumlu bir halde, yani ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmıştır.
Neticede; taraf markalarında “...” ibaresi ortak olarak kullanılmış ise de, markalarda geçen diğer unsurların, markaları genel görünümleri itibariyle yeterli bir derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü; bu nedenle de, dava konusu edilen işaretin/markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajı ile davacının “...”lu markalarından görsel açıdan yeterli derece farklılaştığı, taraf markalarında ortak olarak “...” ibaresinin mevcudiyetinin, markaları görsel olarak benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı değerlendirilmiştir. Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılık, duysal/fonetik ve anlamsal açılardan da aynı sonucu vermektedir. Taraf markaları birbirinden farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalarda ortak unsur olan “...” ibaresinin mevcudiyeti, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Markaların tüketicilerin zihninde yarattıkları anlamsal algı ise, yine markalardaki ortak “...” ibaresi dışındaki ibarelerin mevcudiyeti ve bunların bilinen/yerleşik anlamları nedeniyle, birbirlerine oldukça farklıdır.
Netice itibariyle de, taraf markalarında ortak olarak “...” ibaresinin yer almasının, markaları görsel, fonetik ve kavramsal açılardan ve genel görünümleri itibariyle benzer kılmaya yetmediği değerlendirilmiştir.
Davacının markaları, davalının markasının kapsamına giren 39. Sınıftaki hizmetlerden bir kısmı kapsamında korunmaktadır; zira bu hizmetler, davacının markalarının kullanıldığının ispat edilebildiği “lojistik hizmetleri”nin açılımı olduğu gibi, keza lojistik hizmetleri için gereken depo alanlarına ilişkin hizmetlerdir, bu yüzden de benzer/türdeş olarak nitelendirilebilmektedirler. Dolayısıyla; davalının markasının kapsamına giren “Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri, kurye hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri. Malların depolanması, paketlenmesi ve sandıklanması hizmetleri. Çöplerin depolanması ve taşınması hizmetleri, atıkların toplanması ve taşınması hizmetleri” yönünden, somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının (kısmen) gerçekleşmiş olduğu, diğer hizmetler yönünden ise bu şartın gerçekleşmediği değerlendirilmiştir.
Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır. Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur.
Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili ortalama tüketicinin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin, söz konusu mal/hizmet, toplumun sadece bir kesimini ilgilendiren, teknik veya özel bir mal/hizmet ise, bu kesimin eğitim ve bilgi düzeyi dikkate alınacaktır. Ya da örneğin, sadece eczanelerde ve reçeteli olarak satılan ilaçlar, doğrudan insan sağlığını ilgilendirdiğinden, hayati öneme sahip oldukları için bu gibi ürünleri satın alacak olan kimseler daha dikkatli olacaklardır. Ayrıca bu tür ürünler genellikle tıp doktorları ve eczacılar tarafından önerilip kullanıldığından, ve dahi bir kısmının da reçete ile satışları zorunlu olduğundan, gösterilen dikkat ve kullanılan mesleki bilgi seçici olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, davalı tarafın markasının kapsamına giren 39. Sınıftaki hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesine bakıldığında, alıcıların bu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirdiği, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz hizmet alma riskini azaltmaya çalıştığı, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını verdiği fiili gerçeği gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda bilgi/bilinç/ dikkat/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir.
Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olay açısından bakıldığında; değerlendirilen taraf markalarında “...” ibaresinin ortak olarak geçmesinden hareketle, markaların genel görünümleri/okunuşları/algılanışları itibariyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzediğini söylemek mümkün değildir. Davalının markasında bu kelimenin, bütünleşik bir kelimenin son kısmında, yerleşik anlamına uygun olarak ve ticari dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmış olması, bu markayı davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı “...”lu markalarından yeterli derecede farklılaştırmaktadır. Dolayısıyla, taraf markalarında geçen ve markasal hüviyette somut ayırt edici niteliği zaten de çok düşük olan “...” ibaresinin mevcudiyeti/ortaklığı, markaları görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olacak derecede yakınlaştırmaya yeter güçte bir ortaklık olarak nitelendirilememiştir. Bütün bu hususlar, davacının “...”lu markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen “...” ibaresini ihtiva eden bütünleşik markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Markalardaki bu farklılıkların, her ne kadar markalar, kısmen aynı/benzer/ türdeş hizmetlerde kullanılacak ise de, davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği alıcı kesiminin bilinç/dikkat/ özen/seçicilik seviyesi düşük de olmadığından, bu alıcıların bu markalar altında sunulan hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma/ yanılma ihtimalini bertaraf ettiği, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, taraf markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal açıdan benzerlik bulunmadığından, somut olayda 39. Sınıfa giren bir takım hizmetler yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacının Önceki Kullanıma Dayalı Gerçek Hak Sahipliği İddiası Yönünden Değerlendirme;
6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir. 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır. İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz.
Davacı taraf, dava konusu edilen “...” ibaresinin, davalının markasının tescili kapsamına giren hizmetlerde, kendisi tarafından Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren emtialarda tesciline bir engelinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
Tanınmışlık İddiaları Bakımından Değerlendirme:
Bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olması, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda burada belirtilen şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların fiili olarak gerçekleşmesi zorunlu olmayıp, gerçekleşebilecek olması durumu yeterlidir. Tanınmış markanın sahibi, markasına verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller sunmalı veya en azından mantıklı bir sav ileri sürmelidir.
Somut olayda ise; her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin aynı veya farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava/itiraz dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı değerlendirilmiş olup, netice itibariyle de, davacının markasının tanınmışlık iddialarının, davalının markasının tesciline bir engelinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
Davacının Diğer Fikri Hak İddiaları Yönünden Değerlendirme;
6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.” Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, ... kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Yargıtay emsal kararlarında da açıkça dile getirildiği üzere KHK 8/3 (SMK 6/3) maddesinde yer alan "ticaret sırasında kullanılan işaret" ifadesinin kapsamı içerisine ticaret unvanları, işletme adları, isim, fotoğraf, telif hakkı vs. sokulabilir. Aynı maddenin 5. fıkrasına (SMK 6/6) göre de, tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, ticaret unvanı, fotoğrafı veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceği belirtilmiştir. SMK md. 6/6 uyarınca ticaret unvanlarına ve alan adlarına tanınan koruma da, fiilen kullanıldıkları faaliyet konularını kapsamakta olup, fiilen kullanılmayan konularda koruma sağlanırsa ticaret unvanları/alan adları markalara karşı gereğinden fazla korunmuş olur. Ayrıca da; bu işaretin ticaret unvanı/alan adı kullanımından öte ayırt edici özellik kazanacak şekilde tek başına veya baskın unsur olarak aynı tür mal ve hizmetler bakımından markasal kullanımının da ispatı gerekir.
Davacının ticaret unvanının ayırıcı unsuru olan ve alan adında da geçen “...” ibaresinin, dava konusu edilen markada tek başına esas unsur olarak kullanılmadığı ve davalının markasının bütünleşik algısı nedeniyle, bu markanın davacının “...”lu markalarına benzemediği değerlendirildiğinden, somut olayda, davacının ticaret unvanına ve alan adına dayalı hak iddialarının dava konusu markanın tesciline bir engelinin olamayacağı kanaatine varılmıştır.
Kötü Niyet İddiaları Yönünden Değerlendirme;
Hukukumuzda “kötü niyet” tanımlanmamıştır. Buna karşın kavramı izah için özellikle de sübjektif olgunun tespiti için iyi niyete başvurulmaktadır. İyi niyete sadece bir hüküm olarak değil, özel hukuka yön veren bir ilke anlamında Medeni Kanun m. 3’te yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet ve kötü niyet bir madalyonun iki yüzü gibi olduğundan kötü niyetin tanımını yapabilmek için öncelikle iyi niyetin ortaya konması yararlı olacaktır. İyi niyet, bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen herhangi bir hususun hakkı kazanacak olan kimse tarafından bilinmemesi demektir. O halde kötü niyeti, bir bakıma “iyi niyetli olmama hali”, yani “bir hakkın geçerli surette kazanılmasını önleyen hususu bilmesine rağmen hareket etmek veya susmak suretiyle başkalarına zarar vermek” şeklinde tanımlamak mümkündür.
Somut olayda; davalının “...” işaretini kendilerine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan ve zaten de somut olayda değerlendirilen taraf işaretleri birbirlerine benzemediğinden, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığının ispat edilemediği kanaatine varılmıştır.
Neticede, bilirkişi raporu, toplanan delillerden ve tüm dosya kapsamından;
Davalı tarafın marka işlem dosyasına sunmuş olduğu kullanım ispatı talebi karşısında, davacının sunmuş olduğu belge ve delillerden, itirazlarına mesnet aldığı ... sayılı markalarının, tescilleri kapsamına giren, lojistik ile ilintili hizmetlerde ciddi biçimde kullandığının ispat edilebildiği, dolayısıyla davacının markalarının, (sadece) sayılan hizmetler yönünden SMK m. 6/1 hükmü kapsamında korunmasını talep edebileceği, değerlendirilen taraf işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, dava konusu edilen markanın kapsamına giren, “Kara, deniz ve hava taşımacılığı hizmetleri ve kara, deniz ve hava taşıtlarının kiralanması hizmetleri, kurye hizmetleri. Araba parkları hizmetleri, garaj kiralama hizmetleri. Tekne barındırma hizmetleri. Taşıt ve malları kurtarma hizmetleri. Malların depolanması, paketlenmesi ve sandıklanması hizmetleri. Çöplerin depolanması ve taşınması hizmetleri, atıkların toplanması ve taşınması hizmetleri” yönünden emtia ayniyeti/ benzerliği/türdeşliği şartının (kısmen) gerçekleşmiş olduğu, dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, davacının “gerçek hak sahipliği”, “tanınmışlık” ve “diğer fikri hak” iddialarının dava konusu edilen markanın tesciline bir engelinin olamayacağı, kötü niyet iddialarının ispatlanamadığı, ... kararlarının yerinde olduğu ve iptali koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :
Davanın Reddine,
Alınması gereken harç peşin alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
Davalı kurum kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine,
Davalıların yapmış olduğu bir gider olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,
Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı ve davalı kurum vekillerinin yüzlerine karşı, davalı şirketin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.07/10/2026
Kâtip Hâkim...
✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır
Emsal Karar Arama
Ankara 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
Emsal Karar Arama · UYAP Emsal
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye değildir.